Prof. Dr. Ömer Said Gönüllü

warning: Creating default object from empty value in /home/bilim/domains/bilimvadisi.com/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Tanımadığımız Einstein

Albert Einstein yüzyılımızın önemli isimlerinden birisi hiç şüphesiz. Onu, ilk defa Galile tarafından dile getirilen fakat kendisinin geliştirdiği izafiyet teorisi, ayrıca madde-enerji ilişkisini veren ünlü (E=mc2) denklemi ve 1922'de Nobel ödülü almasını sağlayan fotoelektrik etki üzerindeki çalışmalarıyla tanıyor dünya.
Einstein sadece iyi bir fizikçi ve matematikçi değildi, matematiği fizikte iyi kullanabilme kabiliyetine de sahipti. Evreni en azından mekanik anlamda iyi anlayabilen başarılı bir sentezciydi.

Darwinizm ve Paradigmanın Önceliği

Türlerin Kökeni'nin yayınlandığı 1859'dan bu yana Darwin'i desteklemek amacıyla çok sayıda delil ileri sürülmüştür. Tabiî seleksiyon yoluyla evrimin tabiatta doğrudan gözlendiği ve izole durumdaki yeni popülasyonların -türlerin- daha önceki mevcut türlerden geldiği iddia edilmiştir. Fakat darwinci teorinin iddiası daha uzağa gitmektedir. Ernst Mayr'in belirttiği gibi bu teori, evrimin, tamamen tabiî seleksiyonun yönlendirmesi altındaki küçük genetik değişimlerin tedricen birikmesiyle ortaya çıktığını; türden türe evrimin, popülasyonların ve türlerin bünyesinde meydana gelen olayların hayalen ötelenmesinden başka bir şey olmadığını iddia etmektedir. Oysa Darwin modelinin mikroevrim ölçeğinde söyledikleri makroevrim ölçeğindeki başarısızlığının altını çizmekten başka bir işe yaramamaktadır. Bilindiği gibi mikroevrim bir türün kendi sınırları içinde geçirdiği değişimler olup, buna en tipik örnek farklı insan ırklarının varlığıdır. Bilimsel gözlem ve teste dayanmayıp sadece bir önkabul olarak ifade edilen makroevrim ise, mikroevrimin belli bir birikime ulaşması sonucunda türün farklı bir türe dönüşmesi olarak tarif edilmektedir.

Fosiller Evrime Hayır Diyor

İngiliz jeolog Adam Sedgewick, 1823 yılında Galler bölgesinde araştırma yaparken, fosilsiz tortul tabakaların üzerine tedricî değil, ani bir geçişle fosilli tortul tabakaların geldiğini belirledi. Bunların çökeldiği dönemi "Kambriyen", alttaki tabakaların çökeldiği dönemi ise "Prekambriyen" (Kambriyen öncesi) olarak isimlendirdi. Modern yaş tayin metodlarının verdiği rakamlara göre, çökelmeleri yaklaşık 540 milyon yıl önce başlayıp 490 milyon yıl önce sona eren Kambriyen tabakaları ilk olarak Galler'de bulunduysa da, yeryüzünde aynı dönemde oluşmuş bütün kayalar Kambriyen sistemine ait olarak kabul edilmektedir (bu yazıda rakamlara matematik doğruluklarından ziyade, canlıların yaratılışındaki öncelik/sonralık münasebetini göstermeleri itibariyle yer verilmiştir).

Madde ve Anti-Maddenin Düşündürdükleri

Karşımızda bir duvar var. Üzerine sıva yapıldığı için tek parça şeklinde duruyor. Sıvayı kazıdığımızda, duvarın, aynı ebatta düzgün kesilmiş yüzlerce taş (veya tuğla) parçasından örülmüş olduğunu görüyoruz. Taş parçalarını elimize alıp yakından baktığımızda, her birinin aynı ebatta binlerce daha küçük ve düzgün parçadan oluştuğunu anlıyoruz.

Evrimin Çıkmazı: “Kambriyen Patlaması”

Yaşı 4,5 milyar yıl civarında hesaplanan gezegenimizin, ilk 3,5 milyar yılında hayvan hayatından yoksun olduğu tahmin ediliyor. Yaklaşık ilk 4 milyar yıla ait gözle görülür bir fosil kayıt bulunmadığı için, bu zaman zarfında yeterince hayvan olmadığı anlaşılıyor. Bugüne kadar yeryüzünün hiçbir yerinde metazoer (çok ve farklı hücreli) hayvan fosili 600 milyon yıl yaşlı tortul tabakalarda bulunmamıştır.

Sponsorlu bağlantılar

Anket

Bilim ile ilgilenir misiniz?:

Son yorumlar

İçeriği paylaş