Duyu organlarımız-Göz

GÖZ (Organum visus)

Suya şeffaf, elmaya kırmızı, ayvaya sarı, yaprağa yeşil, menekşeye mor diyebilmek için, yürürken duvara çarpmamak için, anne, baba ve arkadaşları simalarından tanımak için, Yemek yerken, su içerken, yazı yazarken, okurken ona ihtiyacımız vardır.

Göz, göz çukurunda bulunan, iri bir bilye büyüklüğünde, görmeyi sağlayan küremsi bir cisimdir. Hem sağlam hem de esnek ve çok tabakadan yapılmış kapalı bir kapsül görünümünde bir yapıya sahiptir. Göz ışığı agılayabilecek şekilde özelleşmiş fotoreseptörlere sahiptir. Çalışmasıprensipleri optik kanunlar çerçevesinde teşekkül eder. Koruyucu yapılar ile algılamada görevli yapılardan oluşur.

Gözün koruyucu yapıları; kaşlar, göz kapakları, kirpikler, gözyaşı bezleri, yağ bezleri göz yuvarlağını göz çukuruna bağlayan kaslardır.

Her birkaç saniyede bir göz kırpıldığında göz kapakları tıpkı araba camı silecekleri gibi gözleri sulandırır, pislikleri temizler. Uyku sırasında ise göz kapakları kapalı olduğu için gözler kurumaya karşı otomatik olarak korunur.

Göz kapağı, kavisli göz yapısının üstüne kusursuz olarak oturan bir mekanizmadır. Bu mükemmel uyum sayesinde, göz kapağının açılıp kapanması esnasında gözün ön yüzeyinde temas edilmeyen hiçbir nokta kalmaz. Göz kapağı, gözü bu şekilde kusursuz olarak sarmasaydı, kalan boşluklardaki yabancı maddelerin temizlenmesi mümkün olmayacaktı.

Açılıp kapanma esnasında, göz kapağının içinde bulunan özel bir bezden (meibomius bezi) salgılanan yağlı bir salgı kapakların birbirlerine yapışmalarını engeller ve göz kapaklarının kaymasını kolaylaştırır. (Harun Yahya, Gözdeki Mucize)

Göz kapağının uyurken kapalı durması da çok önemlidir. Eğer göz kapağı uyurken kapanmasaydı, uyumak insan için son derece zor bir işlem haline gelecekti. Uyuyabilmek için karanlık bir odaya ihtiyaç olacak, gündüzleri hiç uyunamayacaktı. Uyku esnasında açık kalan gözler ise her türlü dış etkiye karşı savunmasız kalacaklardı.

Gözde görmeyi sağlayan yapılar ise reseptörler, mercek ve uyarıları beyne ileten sinirlerdir.

Çapı aşağı yukarı 24 mm yani 2,5 santim kadardır.

İnsan gözü 4000 - 7400 A° arasındaki dalga boyuna sahip ışıkla uyarılabilen

Göz yuvarlağı dıştan içe doğru sert tabaka (gözakı), damar tabaka ve ağ tabaka (retina) olmak üzere üç ana tabakadan yapılmıştır.

I. Sert Tabaka (sclera):

Göz yuvarlağını en dıştan sarar. Gözün beyaz kısmıdır. Sıkı bağ dokudan yapılmıştır. Gözün iç kısmında bulunan daha hassas dokuları korur ve göz yuvarlağına dayanıklılık kazandırır.

Sert tabaka göz yuvarlağının ön tarafında ve ortasında incelerek saydam bir yapı kazanır. Işığı geçiren bu saydam tabakaya kornea denir. Kornea bir mercek gibi görev yapar. Göze gelen ışığı ilk defa burada kırılarak göz bebeğinden merceğe geçer.

II. Damar Tabaka(choroidea):

Sert tabakanın altında yer alır. Gözü besleyen kan damarları bakımından zengindir.Damar tabakanın iç yüzeyinde melanin pigmenti taşıyan hücrelerin oluşturduğu tabaka bulunur. Bu tabaka fazla ışığı emerek görüntünün bozulmasını önler. Damar tabaka gözün ön kısmında kalınlaşarak merceği tutan askılarla, iris adı verilen renkli kısmı meydana getirir.

İris

Düz kaslarla donatılmış ve renkli madde (pigment) yönünden zengin hücrelerden oluşur. İris taşıdığı renk maddesine göre kahverengi, yeşil ve mavi renklerde olur. Göze renk verir. İrisin ortasında gözbebeği denilen ve göze ışığın girmesini sağlayan küçük bir delik vardır. Gözbebeği iristeki kaslarla büyütülüp küçültülebilir. Işık şiddetine göre diyafram gibi görev yaparak göze giren ışık miktarını ayarlar. Gözbebeği siyah görünür, çünkü gözbebeğinin karanlık olan arka kısmı ışığı geri yansıtmaz. İrisin arkasında göz merceği bulunur.

Göz merceği irisin arkasında yer alır. İki taraflı dış bükey (ince kenarlı) bir mercektir. Mercek cisimden gelen ışınları kırarak ağ tabaka üzerine düşmesini sağlar.

Göz merceği halka şeklindeki mercek bağları ile gözün kirpiksi cismine tutunur. Kirpiksi cismin yapısında bulunan düz kasların kasılıp gevşemesi sonucu merceğin kırıcılığı değişir. Odak uzaklığı ayarlanır. Uzak ve yakındaki cisimler net görülebilir.

Gözün önünde saydam tabaka ile iris arasında kalan boşluğa ön oda mercek ile iris arasında kalan boşluğa arka oda denir. Bu odalar özel bir sıvı ile doludur.

Mercek ile ağ tabaka arasında ise geniş bir boşluk bulunur. Bu odaya karanlık oda denir Burada saydam renksiz parlak bir sıvı doludur. Bu sıvıya camsı cisim denir. Camsı cisim; kan damarlarından yoksun olan kornea ve merceği besler. İç basınç oluşturarak göz yuvarlağının şeklinin sabit kalmasını sağlar.

III. Ağ Tabaka (Retina)

Gözün en iç tabakasıdır. Işığa duyarlı reseptörler (koni ve çomak) ve sinir hücrelerinin bulunduğu tabakadır. Reseptör hücreleri ile sinirler bu tabakaya ağ gibi yayıldığı için bu tabakaya ağ tabaka adı verilmiştir.

Çomak reseptörleri:Cismin şeklini algılar, alacakaranlıkta görmeyi sağlar.

Koni reseptörleri:Renge karşı duyarlıdır. Renkli ve ayrıntılı görmeyi sağlarlar.

Ağ tabakadaki duyu sinirlerinin aksonları göz yuvarlağının arka tarafında bir noktada birleşerek göz sinirini (optik sinir) meydana getirirler. Optik sinir göz yuvarlağından çıkarak beyne gider. Optik sinirin göz yuvarlağından çıktığı yani reseptörlerin bulunduğu retinayı deldiği bölgede reseptörler olmadığı ve görüntü meydana gelmediği için buraya “kör nokta” denir.

Göz merceğinin asal ekseninin retina ile kesiştiği bölgede görme reseptörleri yoğunlaşmıştır. Ölüm gerçekleştiğinde burası sarı bir noktaya dönüştüğü için buraya “sarı benek” adı verilir. Sarı beneğin yani görmenin yoğun olarak gerçekleştiği bölgenin orta kısmında koni reseptörleri çevresinde ise çomak reseptörleri yerleşmiştir.

Kırmızı bir bilye, gözünüz sabit kalmak koşulu ile, gözümüzün önünde soldan sağa doğru yavaş yavaş hareket ettirildiğinde önce şeklini algılarız. Algılanan şey gri renkli bir bilyedir. Daha sonra cismin orjinal rengi de algılanır. Çünkü kırmızı bilye gözün optik eksenine yaklaşırken görüntü önce sarı beneğin dışında bulunan çomaklar üzerine düşer ve cismin şekli algılanır. Bilye optik eksen hizasına getirilince görüntü sarı beneğin üzerine düştüğünden koniler görev yapar ve cismin rengi algılanır.

Görme olayı aşağıdaki sırada gerçekleşir:

* Işınlar korneadan kırılarak gözbebeğinden girer.

* Gözbebeğinden geçen ışınlar göz merceğinde kırılarak camsı cismi geçtikten sonra retina üzerinde ters bir görüntü meydana getirir.

* Bu şekilde retinaya gelen ışınlar çomak ve koni reseptörlerini uyararak görme sinirlerinde impulsları başlatır.

* Oluşan impuls beyin kabuğundaki merkeze gelip düz olarak algılanır.

Göz Uyumu

Bakılan cismin uzaklığına bağlı olarak, göz merceği kaslarının kasılıp gevşemesiyle şişkinleşir veya yassılaşır. Buna göz uyumu denir. Cisim uzaktaysa göz merceği daralır. Cisim yakındaysa göz merceği şişkinleşir.

Yakındaki bir cisme bakarken ;

• Kirpiksi kaslar kasılır
• Mercek bağları gevşer
• Mercek kalınlaşır
• Işık daha çok kırılır

Uzaktaki bir cisme bakarken ;

• Kirpiksi kaslar gevşer
• Mercek bağları kasılır
• Mercek incelir
• Işık daha az kırılır

Karanlıktaki bir cisme bakarken ;

• iristeki kaslar kasılır
• Gözbebeği genişler
• Göze daha fazla ışık girmesi sağlanır

Aydınlık bir cisme bakarken ;

• İristeki kaslar gevşer
• Gözbebeği daralır
• Göze giren ışık miktarı azalır

İnsan gözlerinde ağ tabakada kör nokta olmasına rağmen belirli bir noktaya bakan normal bir insanın görme alanı içindeki her şeyi görmesi iki güzün birlikte kullanılması ile olasıdır.

Çomak hücreler görev yaparken A vitamini kullanırlar A vitamininin yeterince alınmaması durumunda çomak hücreler görev yapamaz. Sonuç itibariyle gece körlüğü denilen hastalık oluşur. Karaciğer, böbrek, süt ve yumurta gibi hayvansal gıdalarda daha bol bulunmakla birlikte, buğday, havuç, mantar ve baklagillerde A vitamini açısından zengindir.

GÖZ KUSURLARI

Göz kusurlarından bazıları doğuştan, bazıları ise sonradan ortaya çıkar.

a) Miyop (yakın görme):

Yakını görür uzağı göremezler. Gözün önden arkaya olan çapı normalden uzun, ya da göz merceği normalden daha şişkindir. Görüntü retinanın önüne düşer. Kalın kenarlı merceklerle düzeltilir.
Kalıtımsal olabilir ve genellikle 8-10 yaş cıvarı ortaya çıkar.Tipik olarak vücut gelişimine bağlı olarak 20li yaşlara kadar değişik oranlarda miyop ilerleyebilir.Daha sonra durur veya daha yavaş ilerler.
Toplumun yaklaşık %40ı değişik derecelerde miyoptur.
Miyop, gözleri kullanmak veya yormakla hiçbir ilgisi yoktur.Miyop'un en belirgin ortak neden kalıtımdır.
Miyop bazı göz veya genel rahatsızlıklarla birlikte veya onların sonucu olarak ortaya çıkabilir.(diabet-marfan-keratokonus-katarakt v.s.) Bu da göz muayenelerinin doktorlar tarafından yapılması gereği ve önemini gösterir

b) Hipermetrop (uzak görme):

Uzağı gördükleri halde yakını göremezler. Gözün önden arkaya olan çapının normalden kısa yada göz merceği daha incedir. Görüntü retinanın arkasına düşer. İnce kenarlı mercekler kullanılarak düzeltilir.
Hipermetropun derecesi ve kişinin yaşına bağlı olarak bazı hipermetroplar uzağı ve bazen de hem uzak hem yakını iyi görebilirler. Bunun sebebi uyum gücünün genç yaşlardaki kuvvetidir. Fakat bu yorgunluk ve ağrı verebilir ve yaşla kuvvet gittikçe azalır. Toplumun %10 unudan fazlası gözlük veya başka bir şekilde düzeltmeye ihtiyaç duyan hipermetroplardır.(Toplam %30) Hipermetropların miyopun tam tersi olarak uzağı iyi gören fakat yakını göremiyen olduğu sanılır. Uyum gücünün fazla olduğu genç yaşlarda böyle gibi görünebilir hatta yakında bile şikayet olmayabilir fakat yaş ilerledikçe uyum gücü azalır ve belirtiler önce yakında daha sonra uzakta da ortaya çıkar. Aslında bir hipermetrop ne yakını ne uzağı eforsuz göremeyen kişidir ve bir miyop her yaşta yakını iyi görebilirken uyum gücünü kaybetmiş 50yaş üstü bir hipermetrop hem uzak hem yakın içi düzeltme ihtiyacı hissedecektir.
Göz etrafında ağrı,göz yorulması,gidip gelen bulanıklık,huzursuzluk,kolay dikkat dağılması gibi şikayetler ile başlar ve bunlar özellikle uzun süre yakın mesafe çalışmalarında oluşur.Bu şikayetler gizli hipermetropun derecesine,ne kadar yakın işi yapıldığına ve uyum gücü rezervi açısından yaşa bağlıdır.
Yüksek hipermetropu olan bir çocukta bu şikayetler dışında uyum eforunun tetikleyebileceği içe şaşılık da söz konusu olabilir..

c) Astigmat:

Gözün kornea tabakasının veya mercek yüzeyinin düzensiz kavislenmesinden oluşur. Cisimden gelen ışık ışınlan farklı şekillerde kırılarak retinaya farklı noktalarda ulaşır.Cisim bulanık olarak görülür, silindirik merceklerle düzeltilir
Astigmat‘ı olan kişiler uzak ve veya yakında bulanık veya gölgeli görürler. Görüntü hiçbir zaman keskin değildir. Bir yönde net olan çizgiler 90 derece aksinde bulanık görülebilirler. Mesela pencerenin dik kenarları netken yatay kenarları bulanık görülebilir. Daha net görme eforu baş ağrısı ve göz etrafında ağrı ,baskı yapabilir ve kişi kolay yorulup işi bırakmak zorunda kalabilir. Astigmatism değişik dercelerde olabilir ve gözlük veya lens takanların %30-40 ında astigmat bulunur. Astigmat tek başına olabileceği gibi miyop veya hipermetropla birlikte olabilir.
Kalıtım bir faktördür,gözün yorulması,az ışık,çok bilgisayar v.s. gibi dış faktörlere bağlı değilidir ve zamanla bir miktar artma,azalma veya açı değiştirme gösterebilir. KERATOKONUS denilen bir rahatsızlık da yüksek ve değişken astigmata sebebiyet verebilir. Muayene esnasında tesbit edilir ve tedavisi farklıdır.

d) Presbitlik:

Yaşlılıkta göz merceğinin esnekliğini kaybetmesi sonucu oluşur. 40 cm’ den yakını göremezler. Göz merceğinde ışık az kırıldığı için görüntü retinanın arkasına düşer. İnce kenarlı merceklerle düzeltilir.
Presbit başlayan kişiler okuma gibi yakın işleri yaparken zorluk hissetmeye başlarlar.Yakın nesneler bulanır,yakın iş yaparken zorlanma ve yorgunluk belirir.Diğer bir erken şikayet yakından uzağa geçişte kısa bir süre için uzağın da bulanık olmasıdır.Bunun sebebi yakına uyum için sarfedilen zorlu kasılmanın hemen gevşeyememesidir.Bunu otofokuslu bir kameranın mesafe ayar raylarının kayganlığını kaybetmesine benzetebiliriz.Diğer bir gözlem artık kolların kısa kalmasıdır,çünkü gayrı ihtiyarı yakın nesne uzağa tutularak netleştirilmeye çalışılır.
Çocuk ve gençlerde göz içi merceği yumuşaktır ve göz içi bazı kasların kasılması sonucu eğimini değiştirerek kırma kuvvetini arttırabilir ve böylece yakın nesneler net olarak odaklanabilir. Yaşla gittikçe artan şekilde sertleşir ve şekil değiştirme kabiliyetini kaybeder. Bu da yakın odaklanmayı zorlaştırır ve 45 yaş cıvarında düzeltme ihtiyacı gelişir.Bu olgu uzağa hipermetrop olanlarda daha erken miyop olanlarda daha geç veya hiçbir zaman ortaya çıkmayabilir.Buna Presbiyopi denir.

e) Renk körlüğü:
Renkleri ayırt etme yeteneğinin bozukluğudur. İnsan gözü retina tabakası sayesinde renkleri algılayabilmekte ve ayırt edebilmektedir. Retina tabakasındaki renk algılamasında oluşabilecek bir problemde bazı renkler veya tüm renkler daha soluk ve grimsi şekilde görülebilir. Bu da renk körlüğü demektir.
Renk görmeyi sağlayan uç tip koniden bir veya ikisinin genetik bozukluk sonucu görev yapamamasıdır.
Üç çeşit renk körlüğü vardır. Bunlardan bir kısmı, bizim normal olarak gördüğümüz kırmızı ve yeşil renkleri görmezler. Bir kısmı ise sarı ve mavi renkleri görmezler, bütün olarak renk körlüğüne müptela kimseler ise,bunlar derecesinde yaygın değildir. Bu derdin kurbanları, genel olarak hiç bir rengi görmezler. Onlar için dünya,açıklı koyulu gölgelerden, koyu grilerden,sinemadaki siyah beyazı andıran şekillerden, çizgilerden ibarettir.. .

d) Göz tansiyonu:

Gözde ön ve arka odanın içinde bulunan sıvının salgılanması ve boşaltılması arasındaki denge bozulursa basınç artarak göz tansiyonu oluşur.
Retinadaki küçük kan damarları vücuttaki bütün kan damarlarının örneğini teşkil eder ve doktorunuzun muayenesinde kolayca görülebilir olma avantajı taşır. Arterlerin daralması, küçük kanamalar ve etkilenen kan damarlarından sızmış olan protein birikmeleri yüksek tansiyon belirtisidir. Yüksek tansiyonun görüşü bozması çok az rastlanan durumdur, fakat bu durum retinal arterlerde şiddetli sıkışma ve şişme nedeniyle meydana gelebilir. Bu durum bir yüksek tansiyon kriziyle görülebilir. Yüksek tansiyon krizinde görülebilecek olan görüş kaybının düzeltilmesi için tek yol yüksek tansiyonun tedavisidir.

Yorumlar

soru

ben bir soru sormak istiyorum yarın fen sınavımız var ve bir konu takıldı kaldı aklımda.Miyop bilindiği gibi kalın kenarlı mercek ile düzeltiliyor fakat anlayamadığım nokta şu kalın kenarlı mercek cisimleri olduğundan küçük gösterir ama miyopluk zaten uzağı göremeyen bir hastalık türüdür uzağı göremeyen bir hasta için,uzağındaki cismi büyültmek gerekmez mi?Büyütülmesi gereken bir cismi küçülterek nasıl görebilinmesi sağlanıyor?
SORUMA CEVAP VERİRSENİZ SEVİNİRİM

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Bilim ile ilgilenir misiniz?:

Son yorumlar