bilim

warning: Creating default object from empty value in /home/bilim/domains/bilimvadisi.com/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Darwinizm ve Paradigmanın Önceliği

Türlerin Kökeni'nin yayınlandığı 1859'dan bu yana Darwin'i desteklemek amacıyla çok sayıda delil ileri sürülmüştür. Tabiî seleksiyon yoluyla evrimin tabiatta doğrudan gözlendiği ve izole durumdaki yeni popülasyonların -türlerin- daha önceki mevcut türlerden geldiği iddia edilmiştir. Fakat darwinci teorinin iddiası daha uzağa gitmektedir. Ernst Mayr'in belirttiği gibi bu teori, evrimin, tamamen tabiî seleksiyonun yönlendirmesi altındaki küçük genetik değişimlerin tedricen birikmesiyle ortaya çıktığını; türden türe evrimin, popülasyonların ve türlerin bünyesinde meydana gelen olayların hayalen ötelenmesinden başka bir şey olmadığını iddia etmektedir. Oysa Darwin modelinin mikroevrim ölçeğinde söyledikleri makroevrim ölçeğindeki başarısızlığının altını çizmekten başka bir işe yaramamaktadır. Bilindiği gibi mikroevrim bir türün kendi sınırları içinde geçirdiği değişimler olup, buna en tipik örnek farklı insan ırklarının varlığıdır. Bilimsel gözlem ve teste dayanmayıp sadece bir önkabul olarak ifade edilen makroevrim ise, mikroevrimin belli bir birikime ulaşması sonucunda türün farklı bir türe dönüşmesi olarak tarif edilmektedir.

Fosiller Evrime Hayır Diyor

İngiliz jeolog Adam Sedgewick, 1823 yılında Galler bölgesinde araştırma yaparken, fosilsiz tortul tabakaların üzerine tedricî değil, ani bir geçişle fosilli tortul tabakaların geldiğini belirledi. Bunların çökeldiği dönemi "Kambriyen", alttaki tabakaların çökeldiği dönemi ise "Prekambriyen" (Kambriyen öncesi) olarak isimlendirdi. Modern yaş tayin metodlarının verdiği rakamlara göre, çökelmeleri yaklaşık 540 milyon yıl önce başlayıp 490 milyon yıl önce sona eren Kambriyen tabakaları ilk olarak Galler'de bulunduysa da, yeryüzünde aynı dönemde oluşmuş bütün kayalar Kambriyen sistemine ait olarak kabul edilmektedir (bu yazıda rakamlara matematik doğruluklarından ziyade, canlıların yaratılışındaki öncelik/sonralık münasebetini göstermeleri itibariyle yer verilmiştir).

Bilimlerin Nihaî Ufku

Bütün bu görünen âlemin temelinde ve ortaya çıkan özelliklerde, atom ve moleküllerin faaliyeti vardır. Besin kaynaklarımız olan şeker, yağ ve protein; atomların bir araya getirilmesiyle teşekkül eder. Meselâ klorofil; karbon, hidrojen, oksijen, azot ve magnezyum gibi atomlardan yapılmış bir fabrika gibi çalışır. Ona sadece ışık, su ve karbondioksit verilir; bir müddet sonra karşılığında kutu kutu şeker, top top kumaş, harika elbiseler, lezzetli yiyecekler alırız.

Karadelikler ve Muhtemel Kıyamet Tasvirleri

* Kıyamet hâdisesi ile ‘karadelik çekim kuvveti’ arasında
nasıl bir münasebet kurulabilir?
* Devenin iğne deliğinden geçmesi ve zamanda geriye gitmek
nasıl mümkün hâle gelebilir?
* Güneş’in batıdan doğmasına sebep olabilecek muhtemel tesirler…

Kur’ân-ı Kerîm’de, kıyamet esnasında vuku bulacak hâdiseler açıkça tasvir edilir. Âyetlerde kıyametin, sadece dünyayı değil, diğer gök cisimlerini de içine alan, kâinat çapında bir son olduğuna dikkat çekilir.

Evrim İnancındaki Boşluklar Ara Fosil Çıkmazları -1-

Evrim teorisine ‘bilimsellik’ maskesi altında din gibi inandığı hâlde, evrimi tartışan bilim adamlarına ‘anti-bilimsel’ veya ‘gerici’ gibi yaftalar vuranlar, meseleye ideolojik yaklaşan medyanın da desteği ile meydana getirdikleri hava içinde, sanki herkes onlar gibi düşünüp inanmak mecburiyetindeymiş gibi, bütün okullarda evrimin tartışmasız olarak okutulmasını talep etmektedirler. 30 sene önce belki bu talepleri kabul görebilirdi. İlim mahfillerini bütünüyle elinde tutan, bir türlü evrimleşememiş ‘yaşayan fosillerin(!)’ dayatmaları karşısında söz söyleyecek çok az insan da akademik engeller sebebiyle, baskı ve tehditler karşısında susabiliyordu. Bugün ise işler tam tersine dönmüş durumda. Doktoralarını yurtdışındaki kaliteli üniversitelerde yapan birçok genç bilim adamı, üniversitelerde ilmî hakikatleri bu köhnemiş fikirlere karşı artık cesaretle söyleyebilmektedir.

Sonbahar yapraklar

SONBAHARDA, yaprakların yeşilden sarıya, sarıdan turuncuya doğru binbir renge dönmesi araştırmacıları bu konuya yöneltmiş bulunuyor. Nasıl bir komutla renk değişiminin başladığı ve bu değişimin hangi aşamalardan geçtiği yönündeki sorular biyologların gündeminde yerini koruyor.
Bilindiği gibi, yaprakların rengini klorofil maddesi verir. Sonbahar gelip de güneş alma miktarı azalıp havalar serinlediğinde, ağacın büyüme sistemi bir anlamda kapanır; klorofil miktarı da azalmaya başlar.

DNA Hasarında Hikmetli Tamir

Çevreye bırakılan kimyevî atıkların canlılar üzerindeki menfî tesirlerinden biri, genetik yapıya verdiği hasardır. DNA’da (Deoksiribo Nükleik Asit) ortaya çıkacak hasarlar; DNA’nın kopyalanması (replikasyonu) ve haberci RNA’nın yapılması (transkripsiyonu) sırasında bazı hücre fonksiyonlarına tesir etmektedir.

Mide Neden Kendini Sindirmiyor?

Şimdi sizinle isterseniz bir deney yapalım. Bir miktar et alıp, içinde piyasadaki meşrubatlardan doldurulmuş bir kaba koyalım. Bekleyelim ve neticeyi inceleyelim. Göreceğimiz manzara şu olacaktır. Et erimiş ve miktarı azalmıştır Peki, ekseriyetimiz günlük hayatımızda asitli meşrubatları sık sık içeriz. Bu durumda bizim midemizin erimesi gerekmez miydi?

Ay Olmasaydı

Ay olmasaydı ne olurdu? Bu durum Dünya’ya iklimlere, yeryüzünde yaşayan milyonlarca tür canlıya nasıl tesir ederdi? Ay, mevcut kütlesinden daha büyük veya küçük olsaydı neler olurdu? Dünya’nın yörüngesine rastgele girivermiş bir kütle midir Ay?

Süngerlerdeki Nano-Teknoloji

Dünyanın en iyi malzemecileriyle kimyagerlerini yıllardır uğraştıran bir problemin çözümünde, birçoğumuzun bitki mi, hayvan mı olduğu konusunda tereddüt yaşadığı süngerler ilham vesilesi oldu.
Silisyum (Si) gibi basit inorganik maddeleri kullanarak karmaşık mikro (metrenin milyonda biri) ve nano (metrenin milyarda biri) yapıları elde etme çalışmaları bilim adamlarını uğraştırmaktaydı. Transistor gibi mikro ölçekli bir âleti îmâl edebilmek için, silisyum tabakasından kesme yapmak gibi pahalı ve zor bir işlem gerekmekteydi. Bu tür yapıların îmâlinde karşılaşılan problemlerin çözümünde bir tür deniz süngeri (Tethya aurantia) ilhama vesile oldu .

Atoma İlk İşaretler

19. yüzyıla kadar maddenin en küçük parçası olarak bilinen atom modeli hakkında bugün geçerli olan bilgilerimiz Niels Bohr ve Max Planck gibi fizikçilere dayanır. Eski Yunan’da Demokrit’le başlayan atoma dâir düşünceler, 20. yüzyılda kuantum fiziğindeki gelişmelerle çok farklı boyutlara taşınmıştır.

Madde ve Anti-Maddenin Düşündürdükleri

Karşımızda bir duvar var. Üzerine sıva yapıldığı için tek parça şeklinde duruyor. Sıvayı kazıdığımızda, duvarın, aynı ebatta düzgün kesilmiş yüzlerce taş (veya tuğla) parçasından örülmüş olduğunu görüyoruz. Taş parçalarını elimize alıp yakından baktığımızda, her birinin aynı ebatta binlerce daha küçük ve düzgün parçadan oluştuğunu anlıyoruz.

Arı Gözündeki Tevhid Mührü

Yeryüzü ve gökyüzü çıplak gözle görülebilen, görülemeyen sayısız renkte (dalga boyunda) ‘ışık’ ile doludur. İnsanlar, çıplak gözle ‘görülebilen ışık’ dışındaki dalga boyuna sahip ışıkların farkında değildir; oysa bizim göremediğimiz fakat bazı deniz ve kara hayvanları tarafından görülebilen ışık çeşitleri de mevcuttur. Başka bir ifadeyle, insan için görünmeyen ışık, başka canlılar için ‘görünen ışık’ olabilmektedir.

Beynin Sırları

Beyin hayatımızın en büyük, en önemli organı ve benliğimizin merkezidir. Kâinattaki en gelişmiş ve mükemmel yapı olan beyin, bütün hareketlerimizde, düşüncelerimizde, duygularımızda her zaman devrededir. Beynimiz olmasaydı, göremeyecek, hatırlamayacak, iletişim kuramayacak, hissedemeyecek, uyuyamayacak, vücut sıcaklığımızı bile tutamayacaktık.

İnsan beyni kıvrımlıdır. Yaklaşık 2200 cm2 olan beyin yüzeyinin ancak üçte biri serbest yüzeyde, üçte ikisi ise, kıvrımların derinliklerindedir. Bu sebeple beyin yüzeyi kıvrım kıvrımdır. Bu sayede insan araç kullanır, ince işleri yapmak üzere baş parmak ve parmak kullanır, dil ve matematik sembollerle haberleşmeyi gerçekleştirir, zevk ve isteklerini, yani doyumlarını geçici de olsa bastırmayı mümkün kılar.

Fezayı Dinleyen Sun’i Kulaklar

İnsanoğlu, fezâya olan merakını gidermek için 1600’lerden itibaren teleskoplarla fezâyı gözlemiştir. Astronomlar; “İnsan, fezâ ve Dünya üzerinde meydana gelen hâdiseler arasında nasıl bir irtibat vardır?” sorusunun cevabını aramaya devam etmektedir. Galaksimizdeki yakın yıldızların gözlenmesiyle, yön belirleme, zaman tayini, galaksideki yerimiz, gezegenlere olan uzaklığımız gibi birçok bilinmeyen keşfedilmiştir.

Sponsorlu bağlantılar

Anket

Bilim ile ilgilenir misiniz?:

Son yorumlar

İçeriği paylaş