Çevre kirlilik sebepleri

Canlı ve cansız varlıklar üzerinde zararlı tesirler bırakacak şekilde çevre şartlarında (fiziki, kimyevi ve biyolojik) meydana gelen değişikliklerin genel adı.

Çevre kirlenmesi, unsurlarının bir kısmı açısından dünya kurulduğundan bu tarafa mevcuttur. Ancak tabiatın yaratılışındaki var olan denge sebebiyle çevre kendi kendisini temizlemektedir. Fakat son asırda tabii dengeyi kirlenme oranı bakımından menfi yönde bozan ve tabii temizleme araçlarının kapasitesini aşan veya yok eden yoğun gelişmeler neticesinde, çevre kirlenmesi problemi olanca ağırlığıyla dünya çapında kendini hissettirmektedir.

Çevre, canlının içinde bulunduğu, tesir ettiği ve müteessir olduğu bir vasat olup, biyolojik ve fizikokimyasal durumu ile canlıda müsbet veya menfi değişikliklere sebep olur. Canlıların yaşayabilmesi için, genetik (irsi) yapı ve bundan mütevellid kabiliyetleri ile çevre şartlarının uygun bir düzen içerisinde bulunması gerekmektedir. Her canlı için belli çevre
şartları söz konusudur. En uygun (optimum) yaşama şartlarının dışına doğru çıkıldıkça, yani sınırlara (ekstrem şartlar) yaklaştıkça canlıda bir takım fizyolojik değişmeler beklenebilir. Bu sınırlar dışına çıkılırsa canlı artık yaşayamaz.

Belli bir besin ortamı içerisinde yaşayan mikroorganizmalar, bu ortamı fizyolojik faaliyetleri sırasında çıkardıkları artık maddelerle kirletince, çevrenin kimyasal terkibinin değişerek yeni çevre şartları hasıl olur. Neticede bu ortam onlar için zararlı ve yaşanılamayacak bir hal alır. Dünyamız sınırlı bir ortam olmasına rağmen, canlıların hayati faaliyetleri icabı meydana gelen zararlı maddeleri çok karışık analiz yahut sentez hadiseleriyle tekrar eski hallerine çevirecek bir güce hassas bir dengeye sahiptir. Bu aslına dönüş süresi zararlı maddelerin terkibine göre değişir. Zararlı maddelerin aynı hal üzere kalması uzun sürerse, zararı da o nisbette te’sirli olur. İnsanoğlu hayati faaliyetleri icabı çevresinin kimyasal terkibinde değişikliklere ve uzun süre bozulmadan kalabilen zehirli maddelerin birikmesine sebeb olmuştur.

Çevreyi kirletici elemanlar: Yanma ürünleri; insan dışkısı; teneffüs edilmiş hava; tozlar, patojen (hastalık yapan) mikroplar; buharlar; gazlar; endüstriyel solventler (çözücüler), ekstrem (aşırı yüksek veya düşük) sıcaklıklar; zirai gübreler, infrared (kızıl altı, ötesi), ultraviolet (mor ötesi) ve hatta görünen ışık; iyonlaşan radyasyonlar; radyoizotoplar; gürültü; aşırı yüksek frekanslı ses ve bazı mikrodalgalı elektromanyetik radyasyonlar sayılabilir.

Su ve kıyı kirlenmesi: Suların kullanılış maksadının elverişsiz hale gelmesine su kirlenmesi denir. Bu durumdaki sular içmek için kullanılmaz. Kullanma ve sulama sularında da başka mahzurlar ortaya çıkar. Irmak, göl ve denizlerde ise balıklar ölür, diğer canlılar tür ve sayı olarak azalır. Hava da kirlenmeye başlar. Turistik, dinlenme, yüzme ve seyirlik değeri kaybolur. İçindeki malzemeyi çürütücü olur. Ulaşım imkanlarını azaltır. Yüzeylerinde köpük teşekkül eder. Tatlı suların renk, koku ve tatları değişir. Su yosunları önce çoğalır. Sonra ölerek, kirlenmeyi arttırır.

Hava kirlenmesi: Bu kirlenme yakıt kullanılmasından, artan sanayileşmeden ve şehirlerde aşırı derecede nüfus şişmesinden kaynaklanır. Kirletici maddeler gaz, sıvı damlacıkları (zerrecikler) veya bunların karışımı şeklinde olur. Bu maddeler; ya doğrudan bir kaynaktan çıkıp yayılır veya atmosferde yayılan maddelerin kendi aralarında veya atmosferik bileşenlerle ve fotokimyasal bir faaliyet mevcud olup olmaması şartı altında reaksiyona girerek ortaya çıkar. Esas kirleticiler; 100 mikrondan daha büyük çaptaki kaba tanecikler, kükürt bileşikleri, organik bileşikler, azot bileşikleri, oksijen bileşikleri, halojen bileşikleri ve radyoaktif bileşiklerdir.

Endüstriyel kirleticiler: Fabrika ve bina bacalarından, araba egzozlarından çıkan gazlar, insan, hayvan ve bitkilere zararlı olmaktadır. Bilhassa sanayileşmiş ülkeleri ilgilendiren bu hal, atmosferik hareketler sebebiyle geri kalmış ülkeleri de alakadar eder.

Her insan günde 14.000 lt hava kullanmaktadır. O halde insanın hava ile alacağı çok düşük nisbette zehirler, kısa zamanda öldürücü doza yaklaşabilir. Zehirlerin vücutta birikme süreleriyle alınan ve atılan zehirlerin farkı insanlar için mühimdir. Eğer zehirin vücuttan atılışı yavaşsa ve vücutta birikmesi görülüyorsa zehirlenme kısa zamanda kedini gösterir.

Kükürt dioksit (SO2): Bu gazın sebeb olduğu kirliliğin anlaşılması 19. yüzyılda başlar. Bugün için daha fazla önemi haizdir. Kömür, mineral yağlar % 0,5-2,5, bazan % 5’e kadar kükürt dioksit ihtiva ederler. Demir endüstrisi, petrol ve yağ rafinerilerinin bulunduğu yerlerde bu gaz geniş sahaları kaplar. Havadaki su ile birleşince, sülfirik asid teşekkül eder. Bu asit ciğerlerin, madenlerin, mermerlerin tahrib olmasına sebeb olur. Atina ve Roma’daki tarihi yapıların bunun için geçen asra nazaran daha fazla karardığı ve yıprandığı anlaşılmıştır.

Hidrojen florür (HF): Tipik bir sanayi gazı olan HF, çelik, alüminyum, süperfosfat fabrikalardan çıkar. SO2 ile beraber bulunursa, daha tehlikeli olur. Hele en hassas bitki Glayöl olup, konsantrasyon olarak milyarlarda bir kısım mikdardan bile zarar görür. Diğer hassas bitkiler lale, frezya, bazı çam türleri, asma, şeftali ve kayısıdır. Yapraklarda SO2’den farklı simptomlar gösterir. Daha ziyade yaprak kenarında sararmalar görülür. Soğanlı bitkilerin soğan verimini azaltır. Son zamanlarda HF’ün bitki dokusunda absorbe edildiği, flor bileşiklerine çevrildiği, bazı enzim sistemlerini bloke ettiği, sitrik asit çemberini etkilediği ve böylece metabolizma faaliyetlerini bozduğu anlaşılmıştır.

Karbon monoksit (CO): Petrolün yanmasıyla açığa çıkar. Egzozlardan bol miktarda CO neşrolunur. Şiddetli bir solunum zehiridir. Teneffüs edilirse insanları öldürür. Kanda % 5 karboxyhemoglobin teşekkül ettiği zaman simptomları hissedilir.

Hidrokarbon buharları: Petrol ürünü olup, araba egzozlarından çıkar. En önemlileri etilen ve peroxyacidnitrat (kıcasa PAN)’dır. Etilen direkt olarak bitki hayatına zarar verir. Çok düşük konsantrasyonla normal büyüme hormonu olarak rol oynar. Fazla miktarda ise tomurcuklanmayı önler ve yaprakları döker. PAN fotokimyasal oksidant bir madde olup, insanlara etkisi başlangıçta fark edilmez. Bir saat sonra güneş ışığında fotokimyasal reaksiyonu ile tanınır. Göz ve mukozalara tesir eder. Bitkilerde oldukça karakteristik simptomları müşahade edilmiştir. Bazı çayır bitkilerinde yaprağı dipte, ortada ve içte olmak üzere enlemesine bölen nekrotik lekeler hasıl eder.

PAN’ın hücre duvarı formasyonunda önemli bir enzim olan enolaz’ı inaktive ettiği bilinmektedir. Bazı bitkilerin yaprak altı yüzünde gümüşümsü tahribat yapar.

Azot oksitleri: Arabalardan, doymamış hidrokarbon kullanan fabrikalardan, kaçak olarak gaz olarak meydana gelir. Fotokimyasal bir oksidanttır. Pan’ın terkibine girer. Trafiğin yoğun olduğu yerlerde daha fazladır. Yüksek dozda SO2 simptomlarına benzer simptomlar gösterir. Yapılan denemeler de milyarda 250 kısım NO2 ile fümiğe edilen (tütsülenen) domateslerin erken kartlaştığı ve mahsülün % 22 nisbetinde düştüğü görülmüştür.

Ozon (O3): Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak arabalardan meydana gelir. Oksidant bir maddedir. Tütün, ozona çok hassastır. Reaksiyonu palizat hücrelerinde ve yaprağın üst yüzündedir. Bitki hastalıkları ve zararları üzerine ilgi çekici rolü görülmüştür. Bazı bitki hastalıklarının gelişmesine engel olur. Bazı hallerde virüs ile hastalandırılmış bitkiler ozona karşı daha az hassasiyet göstermiştir. Tütün mozayik virüsü ile enfekte edilmiş tütünlerde temiz havadakilere nazaran ozon tütsülenmesine tabi tutulanlar % 21 nisbetinde daha fazla hastalanmışlardır. Böylece ozonun virüs aktivitesini arttırdığı görülmüştür. Ozon bazı hastalık ve haşerelere değişik cevaplar vermiştir.

Çeşitli arazlarını kısaca anlatmaya çalıştığımız sanayi kirleticiler sanayi inkişaflarına paralel olarak gittikçe insan sağlığını tehdit etmektedir.

Toprak kirlenmesi: Toprak insanların en önemli tabii kaynaklarından biridir. Zamanımızda çevrenin kirlenme sebebiyle toprak da tehlikeye maruz kalmakta ve zararlı hale getirilmektedir. Toprağın bu kirlenmesi tarımda koruma için kullanılan ilaçlardan, gübrelerden, sanayi artıklarından, radyoaktif izotoplardan ve beton, asfalt, kalay, demir, kurşun, alüminyum, polietilen gibi kirleticilerden, petrol ve diğer katı ve sıvı artıklarından ileri gelmektedir.

Radyoaktif kirleticiler: Enerji üreten atom reaktörlerinden çıkan artık, kaza sonucu veya izotop artıkları ile radyoaktif maddelerin kendilerinden doğan bir kirliliktir. Radyum, uranyum gibi bazı elementlerin fizik ve fizyolojik etkiye sahib ışınlar neşretmelerine radyoaktivite denir. Radyoaktif maddelerin atom çekirdeklerini parçalaması sonucu o madde yok olur ve korkunç bir enerji hasıl olur. Bundan istifade ile atom bombası yapılmıştır. Atom bombası patlatıldığında kısa sürede çok yüksek ısı, ışın ve sadme etkileri meydana gelir. Bu sebeple atom bombası patlatılan yerdeki katı cisimler de gaz haline geçer ve havaya karışan bu maddeler patlayıcı maddenin yanısıra radyoaktif maddenin artıklarını taşır. Meydana gelen radyoaktif bulutlar birkaç yüz kilometreye kadar yayılarak yere düşer.

Biyolojik kirleticiler:Mikroorganizmalar (mikroplar, bakteriler), insan, hayvan ve bitkilerden hastalık yapan canlıların (patojen) bir kısmı, devamlı olarak çevrede müsait şartlar bulursa faaliyetini arttırır. Bu şartlar ortadan kalkarsa faaliyeti yavaşlar veya durur. Kendisi için müsait ortama bulaşırsa salgınlar meydana gelir. Salgın esnasında, çevre artık o tesirle kirlenmiştir. Mikropların azalması, yani hayatını devam ettiremeyecek seviyeye düşmesi veya koruyucu tedbirlerin alınmasıyla veya bazı şartlarda bağışıklığın hasıl olmasıyla salgınlar da ortadan kalkar. Neticede fazla çoğalan hastalık mikrobu azalır ve tekrar denge sağlanmış olur.

Çevre kirlenmesi ile mücadele: 1947’de Los Angales’te endüstriyel kirleticilere karşı sert tedbirler alındı. Evlerde dahi çöp yakılması yasaklandı. Çünkü hergün 500 ton kirletici çıkmaktaydı. Bu tedbirlere rağmen sadece sis beyazlaşmış, fakat zehirlerde pek az bir eksilme olmuştur. O günden beri sanayi bölgelerinde uygulanan bazı tedbirler kesin netice vermemiştir. Bu gün dahi endüstriyel kirleticiler üzerinde yapılan çalışmalar kesin netice vermekten uzaktır. Mesela ABD’de 1961’den itibaren araba egzozlarından çıkan gazı tekrar yakmak üzere uyguladıkları sistemlerde bile kesin neticeye ulaşamadıkları görülmektedir. Fakat topyekün ve milletlerarası kanunlarla zararı asgari seviyede tutmak mümkündür.

Yorumlar

bu kadr uzun şeyi nasıl

bu kadr uzun şeyi nasıl özetliyimm :((

sitenizi hiç beğenmedim

sitenizi hiç beğenmedim hiç bir şey yok

kardeşim

kardeşimin çok işine yaradı tşkrlr

bu

gerçekten işime yaradı çok teşekkürler

harika

harika bir site mükemmel

kardeşim

bencede çok güzel kardeşimin bide benim için işime yaradı
:):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):):)

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Bilim ile ilgilenir misiniz?:

Son yorumlar