Beyin sinyallerinde ‘sözcükleri’ gördüler

Amerikalı bilimciler, bazı sözcüklere denk gelen beyin sinyal dizilerini ayırt etmeyi başardı.

Konuşurken beynin ürettiği sinyaller çözümlenerek ‘sözcük’ bazında farklılıklar belirlenebildi. Teknik tamamen geliştirildiğinde, değişik nedenlerle ses çıkaramayan hastalar elektronik ses kullanarak konuşabilir hale gelebilir.

Utah Üniversitesi’nden bilimciler, beyin sinyallerini ‘okuyarak’ sözcükleri ayırt etmeyi başardı. Gönüllülerin beynine yerleştirilen sensörlerden toplanan verileri analiz eden araştırma ekibi, deneğin yüksek sesle okuduğu “evet’, “hayır’, ‘aç’ gibi 10 basit sözcüğün oluşum aşamasında beyinde yaratılan sinyalleri kaydetti.

'Sineği hisseden' elektronik deri

Bilimciler kauçuk, iletken nano-iplik ve mini transistörler kullanarak en hafif dokunuşu bile hisseden 'e-deri' üretti.

ABD'nin California eyaletindeki iki prestijli üniversite, Stanford ve Berkeley'den araştırmacılar, insan cildine yakın esneklik ve hassasiyete sahip 'elektronik' cilt geliştirmeyi başardılar.

Amerikalı bilimadamları "Nature Materials" dergisinde yayımladıkları makalede, Stanford Üniversitesi'ndeki çalışmalarda geliştirilen ve özel olarak üretilen ultra ince bir film üzerinde mini transistörlere sahip sentetik cildin, 20 miligram ağırlığındaki bir sineğin yüzeyine konmasını veya havalanmasını hissedebildiğini belirttiler.

Tersine beyin göçü için kampanya

Tübitak, Türkiye kökenli beyin gücünü yurda döndürmek için Aralıkta ABD'ye çıkarma yapacak.

''Destination Turkey'' sloganıyla düzenlenecek büyük çaplı etkinlikte, AB ve TÜBİTAK fonlarıyla ülkeye geri dönmesi hedeflenen süper beyinlere, Türkiye'nin üniversite ve sanayi kuruluşlarının imkanları sunulacak.

AB fonlarıyla bugüne kadar 100'e yakın Türk araştırmacı yurda döndü; etkinlikle yüzlerce süper beynin daha ülkenin stratejik araştırmalarında çalışması bekleniyor.

Etkinlik, Avrupa Komisyonunun, tersine beyin göçü amacıyla ABD'de destek vereceği programların ilki olma özelliği taşıyor.

Mars uydusuna 2011'de gidiliyor

Rusya, 2011'de Mars'ın uydularından Phobos'a göndereceği insansız uzay aracının testlerine yakında başlıyor.

Rus haber ajanslarının bildirdiğine göre, Rus Merkez Aerodinamik Enstitüsü, Phobos-Grunt uzay aracının Phobos'un yüzeyine ineceğini, toprak numuneleri aldıktan sonra Dünya'ya döneceğini belirtti.

Testlerin amacının, uzay aracının Dünya'ya dönüşünde iniş için daha sınırlı bir bölgeyi belirlemesini sağlamak olduğunu belirten Rus bilimadamları, insansız uzay aracında sinyal teçhizatı olmayacağından daha sınırlı bir bölgeye inmesini sağlamanın, aracı bulmayı kolaylaştıracağını kaydettiler.

Dünya virüs tehlikesiyle karşı karşıya

Son 7 yılda hayvandan insana geçen salgın hastalıklarda artış var. Bunun nedeni ise küresel ısınma ve göç hayvanları.

Hayvanların göç zamanı ve rotalarının değişmesi virüsleri daha kolay yayılır hale getirdi. Önce H5N1 yani kuş gribi ortaya çıktı. Gribe neden olan virüsün insandan insana kolayca geçen forma dönüşmesi bütün dünyayı korkuttu. Birçok insan hayatını bu virüs nedeniyle kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü de bir anda 150 milyon kişinin ölebileceğini açıkladı. Uygulanan tedavilerle ve alınan tedbirlerle H5N1 şimdilik kontrol altında.

Kuş gribinin ardından bu kez de H1N1 salgını yaşandı. Dünya Sağlık Örgütü bin 462 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

HIV virüsünü yok ettiler!

İsrailli araştırmacılar, HIV bulaşmış hücreleri laboratuvar ortamında yok etmeyi başardı.

İsrail'in Haaretz gazetesi, Küdus Üniversitesi'nden araştırmacıların peptid bazlı tedavi ile HIV bulaşmış hücrelerin kendi kendini yok etmesini sağladığını duyurdu.

Araştırmaya imza atanlardan Abraham Loyter, "hedef alınan" hücrelerin 2 haftada tekrar oluşmadığını, dolayısıyla bu hücrelerin yok olduğu sonucunun çıkarılabileceğini belirtti.

Bilim adamları, "AIDS Research and Therapy" dergisinde yayımlanan makalede, çalışmalarının HIV'e karşı yeni genel tedavi yöntemi geliştirilmesi umudunu yarattığını vurguladı. Tekniğin canlının kanındaki uygulamasının nasıl sonuç vereceği ise ilerideki araştırmalarda ortaya çıkacak.

Türkiye'nin ilk uzay ve havacılık üniversitesi

Türk Hava Kurumu, Türkiye'nin ilk uzay ve havacılık üniversitesini açmak için YÖK'e başvurdu. Üniversitenin beş ilde kampüsü olacak.

Türk Hava Kurumu, ''THK Sabiha Gökçen Havacılık ve Uzay Üniversitesi'' kurulması için YÖK'e başvurdu.

THK Genel Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, havacılık gibi önemli bir konuda ülkenin ihtiyaç duyduğu eğitimli iş gücünü karşılamak için 2009 yılında harekete geçen kurumun, gerekli fizibilite çalışmalarını tamamladığı belirtildi.

''THK Sabiha Gökçen Havacılık ve Uzay Üniversitesi''nin kurulması amacıyla hazırlanan başvuru dilekçesinin bugün YÖK'e sunulduğu bildirilerek, YÖK tarafından gerekli izinlerin verilmesi halinde Ankara'da kurulacak üniversitenin İstanbul, İzmir, Konya ve Eskişehir'de kampüslerinin bulunacağı ifade edildi.

Üç lokmadan biri arılara bağlı

Türkiye kovan sayısı bakımından dünyada ikinci, ancak arıların verimliliği açısından 6. sırada.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Hacettepe Üniversitelerinde (HÜ), bu hafta başında düzenlenecek iki ayrı uluslararası konferansta, son yıllarda kaygıyla izlenen kovan kayıplarının nedenleri ile arı bilimi konuları, 39 ülkenin bilim insanları tarafından masaya yatıracak.

Yarın Hacettepe Üniversitesinde Arı Ölümlerini Araştırma Grubu'nun (COLOSS-Prevention of Honey Bee Colony Losses) 6. zirvesi başlayacak; ardından 7-9 Eylül tarihleri arasında ODTÜ'de 4. Avrupa Arı Bilimi Konferansı yapılacak.

Türkiye, dünya genelinde kovan sayısı bakımından Çin'in ardından 2. sırada bulunuyor, ancak arıların verimliliği açısından 6. sıraya geriliyor. Her iki konferans da Türkiye'nin bal arılarının mevcut durumunun tespiti ve çözüm önerileri açısından önem taşıyor.

Beyin akımını değiştirmek mümkün mü?

Neurobiofeedback Derneği Başkanı Dr. Tanju Sürmeli, insan beynindeki elektrik akımının değiştirilebileceğinin kanıtlandığını söyledi.

Sistemle ilgili çalışmaların ilk olarak 1958 yılında NASA'da başladığını belirten Dr. Tanju Sürmeli, ''İnsan beyninin elektrik akımı ürettiğini biliyoruz. Beyindeki elektrik akımının değiştirilebileceği kanıtlandı. Bununla ilgili küçük bir alet kullanılıyor. Neurofeedback yani sinir geri bildirimi, diğer manada beyine ürettiği elektrik akımını değiştirmeyi öğretmek. Bu tedavi yöntemini ilk olarak 2001 yılında Amerika'dan döndüğümde Türkiye'de uygulamaya başladım'' dedi.

Beyindeki elektriksel akım kayıtlarını bir analiz sistemiyle incelediklerini kaydeden Sürmeli, bu yöntemle bir çocukta dikkat eksikliği, hiperaktivite hastalığı, öğrenme güçlüğü, kafasına darbe almışsa beynindeki elektrik akımlarının değişip değişmediğini ayırt ettiklerini, yüzde 95 doğruluk payının olduğunu bildirdi.

Embriyo sorununa 'dondurarak saklama' önerisi

Tüp bebek tedavisinde embriyo transferine sınırlama getiren düzenlemeden sonra gebelik şansını azaltmayan ve çoğul gebelik riskini en aza indiren bir strateji üzerinde duruluyor.

Tüp bebek tedavisinde embriyo transferine sınırlama getiren düzenleme 6. ayını doldururken başarı şansını artırmak isteyen çiftler için farklı çözüm yolları dile getirilmeye başlandı.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı, söz konusu çiftlere yönelik tedavide elde edilen embriyoların dondurularak saklanması önerisinde bulundu.

Batı nil virüsü sivrisineklerle bulaşıyor

Ziraat Mühendisi Derya Ulaşoğlu, batı nil virüsü hakkında bilgiler verdi. Ulaşoğlu virüsün nasıl taşındığını ve yayıldığını açıklayıp alınabilecek önlemleri de sıraladı.

Geçen yıl İsviçre’de bu yılda Yunanistan’da görülmeye başlayan, hatta Manisa’daki ölümlerinde nedeni olduğu konusunda kuşkular bulunan ‘Batı Nil virüsü (West Nile Virus)’ hakkında böcek uzmanı Ziraat Yüksek Mühendisi Derya Ulaşoğlu açıklamalarda bulundu.

Batı Nil Virüsü nedir?

İlk kez 1937 yılında Uganda’nın Batı Nil bölgesinde bir insandan izole edilen bir virüstür. 45-50 nm büyüklüğündeki bu virüs Flaviviridae familyasının Flavivirus cinsine aittir. Bu virüsün ana rezervuar (taşıyıcısı) kuşlardır. Bu kuşlardan kan emen özellikle sivrisinek ve keneler bu virüsü alarak insana ve diğer bazı memelilere taşınmaktadır.

Petrol yiyen mikrop bulundu!

Petrol şirketi BP'ye ait bir kuyudan sızan petrolün kirlettiği Meksika Körfezi'nde işte bu mikrop keşfedildi.

Bilimadamları, petrol platformundaki patlamadan sonra okyanusa yayılan milyonlarca galon petrolle ilgili suyun derinliklerinde araştırma yaparken bu yeni mikrobu buldular.

Bu yeni tür mikrobun, Manhattan büyüklüğünde bir alandaki petrolü hızla ayrıştırdığı belirlendi.

Lawrence Berkeley Milli Laboratuvarı'ndan Kerry Hazen başkanlığındaki araştırmacılar, mikrobun hidrokarbonları ayrıştırırken, sudaki oksijeni bilinen diğer petrol yiyen bakteriler gibi fazla tüketmediğini saptadılar.

Karıncanın gen haritasının tamamı çıkarıldı

Araştırmada karıncaların son derece sosyal ve hayatta kalma becerisinin gruba bağlı olduğunu belirtildi ve bu durumun insanlarınkine çok benzediği vurgulandı.

ABD'nin New York Üniversitesi'nden Danny Reinberg ve ekibi, 2008'de başlayan çalışmaların sonunda karıncanın gen haritasının tamamını çıkarmayı başardı.

Reinberg, karıncaların son derece sosyal ve hayatta kalma becerisinin gruba bağlı olduğunu belirterek, bu durumun insanlarınkine çok benzediğini vurguladı.

Bazı kraliçe karıncıların işçilerden 10 kat fazla yaşadığını ifade eden Reinberg, gen haritası ile çevrenin ve kişisel geçmişin genler üzerindeki etkisinin, gen değişikliklerinin diğer nesle nasıl aktarıldığının (epigenetik) daha iyi anlaşılabileceğine dikkati çekti.

Buğdayın şifresi çözüldü

Bilim dünyasından tarım alanında devrim yaratabilecek bir haber geldi. Buğdayın gen haritasının yüzde 95'i deşifre edildi. Bu gelişmenin dünyadaki açlık sorunu açısından büyük bir öneme sahip olduğu belirtiliyor.

Liverpool Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, insanın gen haritasından beş kat daha karmaşık olan buğdayın gen haritasının çıkartıldığı belirtildi. Uzmanlar bu araştırmanın tarımda yeni bir dönemi işaret ettiğini söylüyor.

10 BİN YILIN EN BÜYÜK ATILIMI
Konuyu manşetine taşıyan Independent gazetesi buluşun buğday üretiminde son 10 bin yıldır yapılan en büyük atılım olarak görüldüğünü belirtti.

Buzul gölünde sel alarmı

Alpler'de bir buzul içinde keşfedilen göl sel alarmı veriyor.

Fransa'daki Mont Blanc dağında bulunan buzullardan birinin altında oluşan gölün, St Gervais Vadisi'ni sular altında bırakması riski nedeniyle kurutulmasına karar verildi.

65 bin metre küp su barındıran göl geçen hafta keşfedildi.

Fransız mühendisler buzda bir delik açarak buradan suyu tahliye etmeyi planlıyor.

1892 yılında yine buzulların altında oluşan bir göl St Gervais Vadisi'ni sular altında bırakmış 175 kişi hayatını kaybetmişti.

Sponsorlu bağlantılar

Anket

Bilim ile ilgilenir misiniz?:

Son yorumlar

İçeriği paylaş